14 Şubat 2016 Pazar

Sevgililer Günü'nde Bir İstanbul Hikayesi

90'lı yıllardan beri Sevgililer Gününü kutlar olduk. Ama son yıllarda Sevgililer Günü sevgiliye bir çiçek almaktan öteye gidiyor. 

Eşimle bu yılki sevgililer gününde farklı bir şeyler yapalım dedik. Yorucu bir günün ardından kendimizi zar zor evimize attık ve bu yazıyı yazmaya başladım. Peki neler yaptık.


Bizim için Sevgililer Günü kutlamaları bir gün öncesinden başladı. Eşim cumartesi günleri de çalıştığı için onu beklerken akşam yemeğini hazırlama görevi bana düştü. Bu yemek standart cumartesi günü yemeğinin ötesine geçerek zamandan da istifade ederek bir Sevgililer Günü yemeğine dönüştü. 

İki saatlik bir hazırlık ardından eşimin işten dönüşü ile birlikte akşam yemeğine oturduk. Mütevazi ziyafetteki yemekler biraz fazla kaçmış olacak ki  yemekten sonra 15-20 dakikalık bir kestirme ile kendime gelebildim.

Yemekten sonraki kahve keyfi ile yorgunluğumuzu atmaya çalıştık. Belirli bir saatten sonra istirahate çekildik. 14 Şubat'ta Topkapı Sarayı'nı gezmeye karar verdik.

Haftanın yorgunluğundan dolayı saat 10 gibi evden çıkabildik. Harem Sirkeci arabalı vapuru ile karşıya geçtik. 

Kahvaltı ile zaman kaybetmeyelim diye sirkecide yıllardır bir aile geleneği haline gelmiş olan Konyalı'da talaşlı börek ile karnımızı doyurduk. Bir akşam önceki ziyafette fazla yemiş olmanın etkisi ile bu mükellef kahvaltımızda tıkanıverdik.  

Hızlı bir tur ile Topkapı Sarayı yaklaşık üç saatte gezdik. Son olarak Harem bölümüne de girip turumuzu tamamladık. 

Ayasofya gezisi ile başlayan müze turlarımızın bu ikinci gününde kimileri tarafından eleştiri yağmuruna tutulan muhteşem yüzyıl dizisini sık sık andık.

Üç yüz yıldan fazla bir süre bir imparatorluğa başkentlik yapmış olan İstanbul'un bu devasa devlet idare merkezi yurt dışındaki bazı emsalleri ile karşılaştırıldığında küçük bir arazide kurulmuş olduğunu öğrendik. 

Birbirinden bağımsız ve kimi yerlerle eklentilerle ihtiyaçlara göre yetersiz kaldığından büyütülen bir yapı kompleksi olduğunun farkına vardık. Diğer taraftan malum diziden de hatırladığımız kadarıyla bu küçük alanda geçen hapis hayatı misali yaşanmışlıkları hatırladık. 

Hani derler ya varlık içinde yokluk. 36 milyon km²'lik devasa bir imparatorluğu yönetmiş olmak ama fetih için çıkılan seferler dışında ömrünü bu küçük ama bir o kadar da kalabalık avlu içinde geçirmiş olmanın dayanılmaz yalnızlığını yaşamak. Padişah olmak zor olsa gerek; tebdili kıyafet dışında rahat hareket edememek, her zaman göz önünde olmak, güvenlik kaygısı ile çevresi sarılı olmak ilk akla gelenler.

Minyatürler incelendiğinde devrinin süper gücü ile irtibat kurmak isteyen devletlerin elçilerin bu minyatürlerde kendilerine yer bulacak kadar şanslı olsalar gerek. Diğer taraftan sarayın zengin koleksiyonu içinde kutsal emanetler en yoğun ziyaretçi yoğunluğuna sahip olan bölümdü. Her bir bağımsız yapı içindeki çiniler bir tarafa, binaların mimarisi ve iç tasarımdaki gösteriş harkulade idi. Altın varaklarla bezenmiş mescittesi yazılar veya yine bu yapıdaki vitraylar göz kamaştırıcı idi. 

Topkapı Sarayı'nı ilk kez dolaşma imkanı bulduğum bu günde kalın giyinmiş olmanın etkisi ile terleyerek bir gün geçirdim. Ama günün sonunda benim serinleten lodosta Sultanahmet Meydanı'ndaki bir kafede içmiş olduğum çay günün yorgunluğunu atmama yardımcı oldu.

Yine bir Sultanahmet Klasiği olan Sultanahmet Köfteci'nde karnımı doyurduktan sonra dönüş yoluna geçtik. Sabahleyin yorulmayalım diye tramvay ile çıkmış olduğumuz yokuşu akşam yürüyerek indik. 

Hediyelik eşya alışverişi yapmış olduğumuz bir kaç esnaftan son terör olaylarının etkisinin nispeten atlatıldığını öğrendik. Tabi havaların düzelmesi yıl boyunca kalabalık olan tarihi yarımadanın biraz daha fazla turist çekmesini umuyoruz. Kazanan tabii ki İstanbul olacak. 

Paris'i yılda 80 milyondan fazla turistin ziyaret ettiğini öğrendiğimde İstanbul'u ziyaret eden turist sayısının bu rakamın yarısına bile ulaşamadığını öğrenince hayal kırıklığına uğramıştım. Uluslararası arenada tanıtımının yeterince yapılamadığı bu şehrin bu kadar çok turist çekebilmesi yine de umutlarımızı yeşertti. 

Dilek ve temenni kısmı diyebileceğim yazımın bu son kısmında sadece turistik ve konaklama amaçlı ticari faaliyetler dışında ikamet ve iş yerlerine izin verilmemesinin tarihi yarımadayı biraz daha rahat gezilebilir bir yer olmasını sağlayabileceğini düşünüyorum. Gerek Osmanlı gerekse Bizans ve son olarak  10 bin yıl öncesine ilişkin kalıntıların Marmaray kazılarında bulunması ile tarih üstüne tarih yaşayan bu şehirde daha nelere şahit olabileceğimin hayallerini kurar oldum. Dönüş yolunda çalışılası ve yaşanası değil gezilesi bir şehirde yaşamanın aklımıza gelmesi ile kalabalık bir toplu taşıma aracında evimize kendimizi zor attık. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder