19 Ağustos 2015 Çarşamba

Hukuk ve İyi Niyet

Başta Hukuk Başlangıcı ve Medeni Hukuk dersleri olmak üzere, Hukuk Fakültesine başlanılan ilk günlerden beri -iyi niyet- kavramı hukuk öğrencisinin kafasının en çok karıştıran kavramlardan biri olmuştur. 

Peki İyi Niyet Nedir?

Rahmetli Dekanımız Prof. Dr. Turgut AKINTÜRK, gerek ders kitaplarında gerekse monografik eserlerde sayfalarca yer tutan iyi niyet kavramını genel doktrinden yola çıkarak objektif ve subjektif olarak iki türe ayırmış; hakkın kazanılması ve hakkın kullanılması ibareleri ile subjektif ve objektif iyi niyet kavramlarını açıklamıştı. 

Hukuk devletinde hak, toplumsal değerlerin ve/veya evrensel değerlerin bir kısmının yazılı hale dökülmüş hali olan kanunlar hiyerarşisindeki yasal düzenlemelere dayalıdır. 

Egemenliğin kullanılmasından tek kişinin ağzına bakıldığı durumlar bir yana, modern ve gerçek demokrasilerde birey hakkını bilerek hareket eder ve sınırların aşılması halinde yaptırıma maruz kalacağını bilir.

İyi niyet kavramı bireylere iyiliği çağrıştırır. İyi niyetin korunmasındaki amaç kötülüğün üstün gelmesinin engellenmesidir. Aksi durumdaki haksızlıklarda güçlünün güçsüz üzerinde hegemonyasının sonuçlarının tartışmayı abesle iştigal görüyorum. 

Kentsel dönüşüm konulu görüşüme başvurulduğu bir toplantıya katılmam sonrasında başıma gelenler bu konuda günün anlam ve önemi belirtir bir yazı yazmama sebep oldu. 

Bilindiği üzere 6306 sayılı kanun ile getirilen 2/3 çoğunluktaki amaç binaların dönüşümündeki oybirliği engelini ortadan kaldırarak dönüşüme hız verip olası depremdeki can ve mal kayıplarına engel olmaktır. 

Kat malikleri toplantısında 2/3 çoğunluk yeterli olduğu halde kimsenin kimseye hakkının geçmemesi ve ileride inşaat aşamasında başka engelle karşılaşmamak için oybirliği sağlamaya çalıştık. Ancak müteahhit firmadan ilave menfaat talebi olduğunu duyduğumuz  bazı hak sahipleri olumsuz oy kullandılar. 

İyilikten maraz doğar lafı iyi niyetin her zaman iyi sonuçlar vermediğini göstermektedir. Biz iyi niyetle davranarak kentsel dönüşüm sürecini rızaen yapalım dedik iyilik yapmak istedik ama olmadı. Bundan sonra ki süreçte şayet yeni bir gündemle toplantı ve karar yeteri sağlanamaz ise kentsel dönüşüm sürecinin temini için hasar raporuna ilişkin süreci işletmekten başka çaremiz kalmayacak. Bugünün rakamları ile 5-6 bin TL maliyetle binanın hasarlı olduğuna dair raporu alabiliyoruz. Bu rapor Bakanlık onayından geçtikten sonra yıkım kararı kat maliklerine tebliğ ediliyor. İtiraz ve dava prosedürü işletilmez ise 60+30 günlük süreler geçtikten sonra yıkım gerçekleştiriliyor. 

Binayı yapacak olan müteahhit olmadan yıkım süreci gerçekleştirilir ise yıkım masrafları kat maliklerinin tapularını kanuni ipotek olarak yansıyor. Müteahhit ile anlaşılmış olunması halinde yıkım masraflarını müteahhit karşılayacaktı. 

Kendi aralarında anlaşamayan kat malikleri aralarına söz sahibi olarak devletin katmış olmakla ayrıca borçlanmış olacaklar. 

Burada 6306 ile ilgili şahsi bir görüşümü belirtmek isterim. 2/3 çoğunluk ile kentsel dönüşüm veya hasar raporu neticesinde kentsel dönüşüm -uzlaşma- kültürünün damarlarındaki kanda genetik olarak yeterli olmadığı toplumumuzda insanların bir araya gelerek karar olmasını beklemek 6306 kanunun işletilmesine engel olmaktadır. Bu sebeple devletin önder olarak ada hatta pafta bazında dönüşümü TOKİ kontrol ve denetiminde özel firmalara ihale ettirilerek yapması daha uygun olurdu. 6306'daki riskli alan uygulama biraz daha geniş tutularak kendi aralarında anlaşamayan hasarlı parsel sahiplerinin re'sen kentsel dönüşüme maruz kalacağı kanunlaştırılabilirdi.

Hak sahiplerinin menfaatlerinin korunması anlamında hak sahibi olan kişiler itiraz ve sair yargısal haklarını kullanacaklardır ancak bu hakların kullanılması neticesinde ola ki haksız çıkarlarsa hem aynı zamanda komşuluk kültürünün hakim olduğu hak sahipleri ile bir daha uzlaşma imkanını kaybedecekler hem de ara ara kendisini hatırlatan olması ihtimali gün geçtikçe artan depremin gerçeğinde maddi/manevi zarar göreceklerdir.  

Saygılarımla

Diğer yazılarımız




1 yorum: