29 Aralık 2012 Cumartesi

Uzay Turu

İlkokuldaki bize izlettikleri güneş sistemi konulu belgeselde uzayın büyüklüğüne dair mikro ölçekli kıyaslama beni o kadar çok etkilemiş ki uzay denildiğinde ilk bu belgesel aklıma gelir. 

Belgeselde başta güneş olmak üzere güneş sistemindeki gezegenler tanıtılıyor, cisimler belirli bir ölçek dahilinde küçültülerek mesafeler anlatılıyordu. 

Belgeselin sonuna doğru, şimdilerde sınıflandırma dışına çıkarılmış olan Pluton'a ulaşmak için  o kadar büyük bir mesafe aşılmıştı ki belgeselin sunucusu araba ile kilometrelerce yol yaparak Pluton'un küçültülmüş ölçeğine ulaşmıştır. 

Uzayda mesafeler ışık hızı ile ölçülüyor. Bir ışık saniyede 300.000 kilometre hızla ilerliyor. 

Dünya - Ay mesafesi, yaklaşık 1 ışık saniyesidir. Saatte 100.km hızla hareket eden bir araba ile hiç durmadan aya gidebilsek bu yolculuk 3.000 saat başka bir deyişle yaklaşık 125 gün sürerdi. Aya baktığımız da 1 saniye önceki halini görüyoruz.

Güneş ile Dünya arasındaki mesafe yaklaşık 150.000.000.km' dir. Hiç durmadan gidebilen arabamız ile bu yolculuk yaklaşık 62.500 gün sürerdi. 171 yıllık bu yolculuk 3 nesil sürerdi. Aynı mesafeyi ışık 8 dakika 31 saniyede aşıyor. Gözümüzü alan güneş ışını belki 8 dakika 31 saniye önce sönmüş olabilir. 

Güneş ile Dünya arasındaki mesafe 1 Astronomik Birim (AB) olarak ifade ediliyor. Güneş ile Pluton arasındaki mesafenin 38 AB olduğu öğrendiğimizde gözlerim fal taşı gibi açıldı. Güneş Sistemimizin çapı yaklaşık 200 AB.

Güneş Sistemimizin de içinde bulunduğu Samanyolu Galaksisi 100.000 Işık yılı çapında.
  
Mesafeler arttıkça astronomide uzaklı birimleri de değişiyor. Parsek bu birimlerden biri. 1 parsek yaklaşık 206.265. AB=3,26 Işık Yılı. 

Dünyadan uzaklaşmaya devam ediyoruz. Güneş Sisteminin dışına Kuiper Kuşağı çevreliyor. Çapı 100 kilometreden büyük olan 70.binden fazla cismin varlığı büyüklükleri uzayla aramızda ince bir sis tabakasına sebebiyet veriyor. 

Hızımızı birden ışık hızına arttıralım. Uzay aracı saniye de 300.bin km. hızla ilerliyor. Başka bir değişle saatte 1.080.000.000.km hızla ilerliyoruz. En yakın güneş sistemine yolculuğumuz bitmiyor. Güneş sisteminden hızla uzaklaşıyoruz ama güneş hala çok yakın. Yol git git bitmiyor. Hızı arttırmadan aynı hızla devam ediyoruz. Güneş sistemine en yakın yıldız sistemine ulaşıyoruz ve karşınızda Alpha Centauri yıldız sistemi. 

Alpha Centauri'ye yolculuğumuzu ışık hızı ile yapmış olmamıza rağmen yolculuğumuz 4,4 ışık yılı sürdü. Dile kolay 4,4 yıl. Yola çıkarken yeni doğmuş olan bir çocuk bu yolculuktan döndüğümüzde ilkokulda olacak. Bu sistemde 2 yıldız var. Birbirine uzaklığı 25 Astronomik Birim olan Alpha Centauri A ve Alpha Centauri B'nin birbiri çevresindeki dolanımı 80 sene sürüyor. Bu sistemin içinde 3. yıldız olan Proxima Centauri  (Alpha Centauri C) dünyaya en yakın yıldız,  4,22 ışık yılı ile Güneş Sistemine en yakın olan yıldız. 

Şimdi hayal kurmayı bırakıp yolculuğumuza ışık hızındaki aracımız ile değil Voyager 1 uzay aracı ile başlayalım. 815 kiloluk bu insansız araç ile yapılacak yolculuk saatte 17.043 kilometre hızla olacak. İnsanlık şayet bu aracın içinde seyahat edebilmiş olsa idi bu yolculuk 73.775 yıl sürecekti. 922 nesil. Ortalama insan ömrü 80 yıl. Bu sadece gidiş yolculuğu. 922 nesilde dönüş yolunda yaşamış  olsa. İnsan aklına sığmıyor. Bu gidiş dönüş uzay yolculuğundaki tüm kayıtların tutulduğunu hayal edin. 922 nesilin uzay yolculuğundaki soy ağacı, yaşadıkları, yedikleri içtikleri, teknolojik gelişimleri, yaptıkları ettikleri herşey. Bu uzay kolonisinin tek başına yaşadığı Dünyalar Tarihinde ayrı bir yere sahip olacak. 

İnsan Uzay'ın farkına vardıkça Uzay'ın gizemini araştırdıkça Dünya'nın kumsaldaki bir kum tanesi gibi olduğunu anlıyor. 

Yolculuğumuzu yine hızlandıralım. Yakın yıldızlar dizine ulaşmaya çalışalım. Güneşimize 5 Parsek (16,3 Işıkyılı) mesafedeki bu yolculuğumuz esnasında  Güneşimizle birlikte 50 yıldız sistemi ile 65 yıldız ve 4 kahverengi cüceyi görmüş olacağız. Kahverengi Cüce yıldız ile gezegen arasındaki bir cismi ifade ediyor. Muhtemelen yıldızdan kopan bir parça, akkor halinde yanmaya devam ediyor. Ama yıldızın etrafında belirlenen yörüngesi dahilinde hareket halinde. 

Daha da hızlanıyoruz. Işık hızının kat kat üstüne çıkıyoruz. Zaman kavramı da hız kavramı gibi ortadan kalkıyor. Yakın Yıldızlar Dizinini de aştık. İnsan gözünün var olan teknoloji ile görebilmiş olduğu Gözlemlenebilir Evren içindeki  tek bir galaksi içindeki Samanyolu Galaksisi 200-400 milyar yıldızı kapsıyor. Her bir güneş sisteminde bizimki gibi bir tane gezegen dahi olmuş olsa milyarlarca uygarlık ile karşılaşmamak içten değil. Gezimizin Samanyolu Galaksisindeki bu aşamasında Galaksimizin ayrıntılarının farkına varıyoruz. Galaksi spiral şeklindeki kollardan oluşuyor.

Güneş sistemimizin de içinde bulunduğu Orion (Avcı) Kolu yaklaşık  10.000 Işık Yılı  genişliğinde ve 90.000 Işık yılı uzunluğunda. Güneş Sistemi, Samanyolu Merkezine  yaklaşık 26.000 Işık yılı Uzaklıkta. Kolları da tek tek dolaştıktan sonra artık Samanyolu'dan da dışarı çıkma vakti geldi. 

Komşu galaksileri kendimize yeni hedef olarak belirliyoruz. Acaba hangi galaksi Samanyolu'na en yakın galaksi? Cevabımız  Andromeda. Hep ismini duyduğumuz Andromeda, Samanyolu ile birlikte 10 milyon  ışık yılı çapındaki Yerel Grubu oluşturan 50'den fazla galaksiden en büyüğü. Andromeda'nın Samanyolu'na uzaklığı 2,2 milyon ışık yılı. Spiral şeklinde ve 120.000 ışık yılı çapında.

Turumuz bir türlü bitmiyor. Yerel Grup'tan uzaklaştıkça Başak Süperkümesi'ne (Virgo Supercluster) ulaşıyoruz. 110 milyon ışık yılı çapında 100 den fazla galaksi grubunun bulunduğu Başak Süperkümesi, Samanyolundan 100.milyar kat daha büyük hacme sahip. 

Yakın, uzak ve çok uzak süperkümeleri de gezdikten sonra sıra Başak Süperkümesininde içinde bulunduğu Balıklar ve Balina Süperküme kompleksine geliyor. Süperküme Kompleksi 1 milyar ışıkyılı uzunluğunda, 150 milyon ışıkyılı genişliğinde, yaklaşık 60 kümeden oluşuyor. 5 parçadan oluşuyor; Balıklar-Balina Süperkümesi, Kahraman Kanatlıat Zinciri, Kanatlıat-Balıklar Zinciri, Heykeltraş Bölgesi, Başak-Suyılanı-Erboğa Süperkümesi.

Yolculuğumuzun sonuna yaklaşıyoruz. Süperkümeleri de aştık. Gözlemlenebilir Evrenin Sonuna geldik. İlerisini bugünkü teknoloji ile göremiyoruz. Evrenin tahmin edilen yaşı 13,75 milyar yıl. Güneş sistemizi merkeze koyduğumuzda gözlemlenebilir evrenin yarı çapı 46-47 milyar ışık yılı. Başka bir deyişler evrenin çapı 93 milyar ışık yılına yakın. 

Görünebilir evrenin bittiği yerde görünemeyen evren başlıyor. Görünemeyen evren, görülebilirliği ile hiyerarşik olarak yeni süperkümelerden gezegenlere kadar sistemlere sahip olacak.

Görünmeyen evrenin bölümleri; multiverse, metaverse, xenoverse, omniverse olarak adlandırılıyor. Bu bölümler tabii ki ispatlanmamış bölümler ispatlanmış olsaydı görünebilir evrenin bölümleri olurdu. Hepsi teorilerden,  paralel evrenlerden ibaret olabilecekleri gibi Uzakdoğu veya Hint Felsefesi  kökenli metafizik kavramlardan oluşabiliyorlar. İspatlanabilirliklerden uzaklaşmamak için detaya fazla girmiyorum. Fizik ötesi evrenler dini, felsefe, mitoloji fizikötesi kaynakları var. Bu kavramlardan en aşina olduğunu düşündüğüm "Din" kavramı da dahil olmak üzere herhangi biri hakkında yorum yapabilecek kadar kendimi ehil hissetmediğim için Uzay Turu'nun bu kısımları hakkında yorum yapmamayı tercih ediyoruz. 
Bu mütevazi uzay turunda bizleri tercih ettiğiniz için teşekkür ederiz. :)
aliemredesat@gmail.com

















23 Aralık 2012 Pazar

Yandex & Google

Arama Motoru piyasasındaki rekabet kızışacağa benziyor. Yandex Türkiye'nin faaliyete geçmesi ile birlikte rekabet daha da artacak.

Eskiden ansiklopediler vardı. Aylar boyu gazete alır, kuponlarını biriktirir, cilt cilt ansiklopedi alırdık. Artık aradığımızı önce Google ve Yandex gibi arama motorlarına soruyoruz. Yahoo, Google'ın karşısında kendisini yenileyemedi. Bing haritaları dışında görsel anlamda yeterli olmadığı kanaatindeyim. Şimdi sıra Yandex'te. Yandex'in Google'ın tahtına rakip olabilirliğini zaman gösterecek Gelişim sürece ve stratejisi açısından  Yandex bing gibi hiç değil. 

Google ve Yandex'i uzun vadede birbirine rakip görüyorum. Asıl konumuz olan kıyaslamaya geçebiliriz.   

Yandex'in haritaları görünüm olarak fena değil. Şimdilik İstanbul, Ankara ve İzmir ile sınırlı olmak kaydıyla panoromik haritaları fark yaratıyor. Harita üzerinde zoom (yakınlaştırma) 30 metreye kadar yapılabiliyor. Kahverengi; pastel tonlar kullanmış. 

Google'daki Haberler sekmesi Yandex'te de var. Haber Kategorileri Google göre biraz daha fazla. Haber kaynaklarının gelişmesi ile google'a rakip olabilir. 

Yandex e-posta hizmeti veriyor, Google Mailde var mı bilmiyorum Yandex'e diğer e-posta sunucularını eşletirebiliyorsunuz. E-postalarınızı tek adresten yönetebiliyorsunuz. Başka e-posta adresinize gelen tüm e-postalar aynı zamanda Yandex'in gelen kutusuna düşüyor. Hotmail e-posta adresinde silmiş olduğum e-postaların Yandex'te durmuş olması güzel birşey. Sırf bu hizmetten dolayı bile Yandex Mail Asıl e-posta adresinizin Gelen Kutusu'nun Yedeklemesi için kullanılabilir. Bunun yanı sıra e-postalar ay ay kategorize edilmiş. Posta Kutusu kapasitesi 8 GB. Arkadaşlarınızı davet ederek kapasitenizi arttırabiliyorsunuz. Anladığım kadarıyla kapasite sınırlaması yok. E-posta eklerini ayrı görebiliyorsunuz. 

Yandex görselleri sekmesine arama motoru satırına boş olarak tıkladığınızda görselleri rastgele (random) sınıflandırıldığını göreceksiniz. Akvuryum Balıkları hoşuma gittiği için resmin üzerine tıkladığımda aynı resmin farklı çözünürlük ve boyutlardaki varyetelerini gördüm.

Video, siyah renk tabanlı olduğu için gözümü rahatsız etti. Çeviri özellikleri alternatif çevirilerle zenginleşmesi gerekiyor. Şimdilik Türkçe, Rusça ve İngilizce var ama sadece kaynak ya da hedef dillerden birinin Türkçe olması halinde tercüme söz konusu.  

Posta Kutusu kapasitesinden ayrı olarak 8 GB disk kapasitesi var. Birbiri ile senkronize olduğunu belirtmekte fayda var. Davet ile arttırılabiliyor. Şu an BETA sürümü var. 

Daha fazlası/tüm servisler sekmesi altında; trafik haritası, üniversite, twitter gibi sık kullanılacak uygulamalar ile birlikte sayısız uygulamaya ulaşılabiliyor. 

Reklam pazarındaki payı daha şimdiden 1 milyar $'ın üzerinde olan Yandex'in Google'ın rakibi olduğunu ve birkaç sene sonra arama moturları arasındaki rekabetin Google ve Yandex arasında gerçekleşeceğini ve Yandex'in Google'ın reklam payında ciddi kayıplara sebebiyet vereceğini şimdiden belirtmek çok erken olmaz. Bu rakabetin, son kullanıcıyı çekmek için, e-posta ve disk kullanım kapasitelerinin arttırımı bireysel kullanıcıya yönelik uygulamalarla artacağı kanaatindeyim.  












Kentsel Dönüşüm Yasası


Uzun zamandır kamuoyunu meşgul eden Kentsel Dönüşüm Yasası, Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun adı altında yasalaştı.
TBMM tarafından 16 Mayıs tarihinde kabul edilen yasanın onay süreci kürtaj tartışmaları devam ederken THY çalışanların grev haklarının kısıtlanması, 3. Köprü ihalesi ile birlikte sessizce tamamlandı.
Beklenen Büyük İstanbul Depremi sonrasındaki sosyo-ekonomik kayıplara dair senaryolar her ne kadar kamuoyuna sunulmamış ise de, İstanbul’daki 39 ilçe belediyesinden alınan bilgi doğrultusunda, Vatan Gazetesi, İstanbul’un yapı stoklarında bulunan 1,5 milyonun üzerindeki binadan riskli taşıyan 700 bininden 300 bininin hasarlı olduğunu açıklamıştı.
Can kaybı oranları deprem gerçeğinin en travmatik sonucunu oluşturuyor. Kandil Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nün www.koeri.boun.edu.tr adresinde aldığımız veriye bilgiye göre yıkık her 100 yapı için ölü sayısı farklı farklı öngörülüyor ise de, VI, VII, VIII ve IX şiddetindeki depremler için sırasıyla % 0.0014, % 0. 031, % 0.48 ve % 6.8 olarak tespitte bulunulmuş durumda. En iyimser senaryo ile 6 şiddetindeki bir depremde 15 milyon nüfuslu İstanbul’da 20 binin üzerinde can kaybı olacak. Kötü senaryolardan bahsetmek istemiyorum.
Şüphesiz günümüzdeki teknoloji ile deprem ve depremin sonuçlarını %100 doğrulukla öngörülemese de ortalama her bina için 1 can kaybı, her 1 can kaybına karşılık 4 katı ağır yaralanma ve 30 katı hafif yaralanma bilgisine de aynı rapordan ulaştık. Hiçbir şey insan sağlığından daha önemli olamaz. Kentsel dönüşüme neden bu kadar geç başlandığı hususunda takdiri okuyucuya bırakıyorum.
Yasayı incelemeye başlayabiliriz. Yasa 25 maddeden oluşuyor.
1.    Maddede afet riski altındaki yapıların iyileştirme, tasfiye ve yenilenmesinin amaçlandığından bahsediliyor.
2.    Maddede; rezerv yapı alanı, riskli olan, riskli yapı gibi kavramların tanımlanmasından bahsediliyor.
3.    Madde kapsamı itibariyle kanunun çekirdeğini oluşturuyor. Riskli yapıların tespiti, taşınmaz devri ve tescilden bahsediliyor.
a.    Riskli yapıların tespiti Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından lisanslandırılan kurum ve kuruluşlarca yapılıyor. Tespit masrafları yapı malikleri veya kanuni temsilcilerine ait olduğu belirtilmiş. Yapı sahipleri tespiti verilen süre içinde yapmazlarsa tespit bakanlık veya belediyelerce yaptırılıyor. Tespite karşı 15 günlük itiraz süresi öngörülmüş. İtirazlar teknik heyetler tarafından karara bağlanıyor. Teknik heyetlerin oluşumu aynı maddede detaylı olarak belirtilmiş. Tespit masraflarına dair arsa payları üzerine müşterek ipotek tesis ediliyor.
b.    Riskli yapılar 15 gün içinde Tapu Müdürlüğü’ne bildirilerek tapu kütüğünün beyanlar hanesine şerh konulmak suretiyle hak sahiplerine bilgi veriliyor.
c.    Aynı madde içinde kamuya ait bazı taşınmazların TOKİ’ye devredilebilmesine dair düzenlemelere de yer veriliyor.
4.    Maddede taşınmazlar üzerindeki tasarrufların kısıtlanması düzenlenmiş durumda. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı veya Toki veya ilgili belediyeler tarafından riskli alanlarda Kentsel Dönüşüm sürecinde her türlü imar ve yapılaşmanın durdurulabileceği kabul edilmiş durumda.
5.    Maddede tahliye ve yıktırma süreci düzenlenmiş. Uygulamaların tümümde malikler ile anlaşma yoluna gidilmesi esası kabul ediliyor.
a.    Taşınmazı yıkılan mal sahipleri ile ayni hak sahibi kiracılara; konut, işleri veya kira yardımı yapılabileceği kabul ediliyor. Kentsel dönüşümdeki gecikmeden kaynaklı yardımlara dair usul ve esasları Bakanlar Kurulunca belirleneceği kararlaştırılmış.
b.    Uygulama başlanmadan önce maliklere yıkımı kendisinin yapması için 60 günden az olmamak üzere süre veriliyor. Bu süre içinde yıkım başlamazsa yıkımın idare makamlarca yapılacağına ve masrafların maliklerden karşılanacağına dair tebligatta bulunuluyor.
c.    Mal sahipleri yıkımı kendileri gerçekleştirmezse Belediyeler yıkım yapılmayan binaları Bakanlığa bildiriyorlar ve yıkım bakanlıkça yapılıyor veya yaptırılıyor.
d.    Yıkım masraflarına karşılık maliklerin arsa payları oranında müşterek ipotek tesis ediliyor.
6.    Madde uygulama işlemleri başlığını taşıyor.
a.    Yıkılarak arsa haline gelen taşınmaz maliklerin adına payları oranında tescil ediliyor. Yıkılan taşınmaz üzerindeki diğer şerhler aynen devam ediyor. Parsellerin malikler tarafından değerlendirilmesi esası kabul edilmiş durumda. Arsa hisseli ise arsanın kaderi hakkında verilecek kararlarda 2/3 çoğunluk esası gerekiyor. 2/3 çoğunluğun aldığı karara uymayan 1/3 azınlığın payları diğer paydaşlara açık arttırma sureti ile satılıyor. Satışa kimse girmezse bu paylar Bakanlık talebi ile Hazine adına tescil edildikten sonra ya TOKİ’ye ya da belediyelere devrediliyor. 2/3 hissedarın kararı ile yapılan anlaşmalara TOKİ’nin veya Belediyelerin uyma zorunluluğu öngörülüyor.
b.    Arsa maliklerine gönderilen tebligata rağmen 2/3 çoğunluk ile anlaşma sağlanamaması halinde taşınmazlar hakkında Bakanlık, TOKİ veya Belediyeler tarafından acele kamulaştırma yoluna gidilebiliyor.
c.    Maliklere verilebilecek olan Konut Sertifikaları ile kredi imkânı veriliyor.
d.    Aynı maddenin devam eden bentlerinde Bakanlığın toplulaştırma yapma yetkisi, trampa veya imar haklarını başka alana aktarma yetkileri, taşınmazı menkul değere çevirme yetkisi, arsa payı belirleme, sınırlı ayni hak tesis etme, özel hukuk kişileri ile anlaşma yapabilme yetkileri düzenlenmiş durumda.
e.    Güçlendirilebileceği öngörülen yapılar için dönüşüm projeleri özel hesabından güçlendirme kredisi verilebileceği öngörülmüş.
7.    Madde dönüşüm gelirleri başlığını taşıyor. Cumhuriyet Tarihi’nin en büyük projesi olarak nitelendirebileceğimiz kentsel dönüşüm için haliyle büyük gelir tahsis edilmesi gerekiyor.
a.    Çevre Kanunu gereği çevre katkı payı ve idari para cezası olarak tahsil edilen ve genel bütçeye kaydedilecek olarak gelirim yüzde ellisi,
b.    Önceki yazılarımızda bahsetmiş olduğumuz 2B arazilerin satışından elde edilecek gelirin yüzde 90’ını geçmemek üzere Bakanlar Kurulunca belirlenecek  tutar,
c.    İller Bankası A.Ş.’nin kuruluş kanununun 3 maddesi gereğinde elde ettiği karın yüzde ellisi, yapılacak harcamaların ana gelir kalemlerini oluşturuyor. Bunlar dışında da gelir kalemleri öngörülmüş.
8.    Madde çeşitli hükümler başlığını taşıyor. Bu başlık altında; mal hizmet alım işlerinin Kamu İhale Mevzuatı kapsamında nasıl nitelendirileceği; mevzuata tabi olan ve olmamaya dair sair hükümler; Riskli yapı tespit, tahliye ve yıkım işlemlerine dair cezai hükümleri, çalıştırılacak personel, anlaşmalar, kentsel dönüşüme dair bilgi veren televizyon yayınlarına dair hükümlere yer veriliyor.
9.    Maddede Kentsel Dönüşüm Yasası’nın uygulaması esnasında sorun yaratacak yasal düzenlemelerin bu yasanın uygulamasında engel teşkil etmesi halinde uygulanmayacağına dair düzenlemeye yer verilmiş. Madde metninde sorun yaratabilecek yasalar kalem kalem sayılıyor.
10., 11., 12., 13., 14., 15., 16., 17., 18., 19., 20., 21., 22., ve 23.  Maddelerinde bazı kanunlarda değişik yapan maddelere yer verilmiş. Değişikliğe tabi olan kanunlar bazılarını Kentsel Dönüşüm Yasası’nın uygulanmasında sık sık kullanılacak olan Orman, Kamulaştırma, İskan, Belediye Kanunu oluşturuyor.
Kentsel Dönüşüm Süreci;  amaç, kapsam ve astronomik büyüklükleri ile kamuoyunu uzun bir süre daha meşgul edecek. Sırf İstanbul’da 700 bin riskli yapıdan 300 bininin dönüşüme uğrayacak olması bayağı düşündürücü. Depremin, kentsel dönüşüm süreci tamamlandıktan sonra olması için dua etmekten başka çare kalmıyor.
Haftaya görüşmek üzere.aliemredesat@gmail.com

Radika Gezisi

Hemen akla gelen ilk soruya cevap vereyim. Radika nerede? Makekonya’nın Batısında Rakida Nehri’nin aktığı vadiye Radika Vadisi ismi veriliyor. İdari açıdan Mavrovo-Rostuse Belediyesi’ne bağlı olan ondan fazla köyün eteklerinden akan Radika Nehri, kuzeyde Mavrovo Baraj gölünden doğarak dağlardan kendisine doğru akan sularla zenginleşerek güneyde Debre Baraj gölüne dökülüyor.
Baba Dedemin 1918 yılında terk ederek Türkiye’ye göç etmiş olduğu Zirovnica, Mavrova-Rostuse Belediyesi’ne bağlı bir köy. 1975 yılından sonra Makedonya’ya yakın akrabalarımın içinde giden ilk aile bireyi olmanın vermiş olduğu mutluluk, kırk yıldan beri görmediğimiz akrabalarımı görmenin mutluluğu ile birleşti.
20 Mayıs 2012 akşamı, THY 1005 sefer sayılı uçağı ile Atatürk Havalimanı’dan Üsküp’e hareket ettik. Bir saatten biraz fazla süren bu kısa yolculuk sonrasında Üsküp Büyük İskender Havaalanına indik. Üsküp Havaalanı’ndan taksi ile beni alan dostlarımla ilk geceyi Üsküp’te Vardar Nehri’nin kıyısındaki Kanet Otel’de geçirdik.
21 Mayıs günü Makedon Parlamentosu’nun üç Türk üyesinden bir olan Devlet Bakanı Hadi Neziri’yi makamında ziyaret ettikten sonra seyahatimiz boyunca kalacağımız Rostuşe’ye yaklaşık 5 km mesafedeki bulunan Janche (Yançe) Köyü’ndeki Hotel Tutto’ya hareket ettik.
Gezi boyunca ismini hatırlayabildiklerimden Zirovnica, Rostuse, Velebardo, Trebishte, Vidushe, Janche, Galichnik, Adzhievci, Skudrinje, Kosovrasti, Adzievci, Prisojnica, Kocacık, Zhupa,  köylerini ziyaret etme imkânı buldum. Zirovnica kökenli olmanın vermiş olduğu rahatlık ile sanki oraları hiç terk etmemiş gibi kimi yerde İngilizce ve Almanca, kimi yerde Tarzanca iletişim kurdum. Dedemin Soyadı Kanunu sonrasında almış olduğu “Deşat” soyadının kaynağı olan Deşat Dağları’nı gördüm.
23 Mayıs günü bir günlüğüne Üsküp’te gittik. Vardar Nehri’nin kuzeyindeki Eskipazar’daki bir Türk Lokantası’nda köfte yedik. Aynı günün akşamı gece geç saatlere kadar gezdikten sonra geceyi yine Kanet Hotel’de geçirdik.
24 Mayıs’ta çevre köyleri dolaştık. Galichnik Köyü kırsalında kardelen çiçeklerinden soğuk kış gecelerinde çay yapmak için birer demet topladık.
25 Mayıs’ta dede köyüm Zirovnica’da Mareşal Tito’nun doğum günü kutlamalarına katıldık. Aynı günün akşamı arkadaşım Emre Aydınoğlu ile Gostivar’daki hemşehrimiz Ozan Ademi’yi ziyaret ettik.
26 Mayıs günü kalan son köyleri gezip öğleden sonra Movrovo-Rostuse Belediye Başkanı ve Belediye Meclis Üyelerinin davetlisi olarak Mavrovo Gölü kıyısındaki yemeğe iştirak ettik. Yemek sonrasında Aşağı Kosovrasti’deki Termal Merkezi’nde dâhiliye uzmanı olarak görev yapmakta olan akrabam Dr. Bayram Nuredinoski’yi ziyaret ettim. Ziyaretim esnasında beni arabasıyla gezdirip aynı zamanda tercümanlığımı yapan Fikret İbraimi ile Atatürk’ün babasının evinin bulunduğu Kocacık’a kadar uzandık.
27 Mayıs sabahı Hotel Tutto’daki sabah kahvaltısına müteakip Türkiye’ye dönmek için Üsküp’e hareket ettik. Her güzel yolculuğun sonundaki hüzün otelden ayrılırken duygusallığa dönüştü. Janche’den Mavrova’ya kadar göz yaşlarıma hakim olamadığım. THY’nın 1006 sefer sayılı uçağı ile Türkiye’ye döndüm.
Bir haftalık gezi boyunca çocukluğumdan beri göç hikâyelerini dinlemiş olduğum dede diyarını görmenin mutluluğunu ve huzurunu yaşadım. Diğer taraftan bir defaki sefere gideceğim yerlerin planlarını yapmaya başladım. Makedonya hakkındaki tek hayal kırıklığım kendilerini Türk olarak nitelendiren hemşehrilerimden Türkiye’de üniversite eğitimi almış olan Mavrovo Rostuse Belediye Meclis üyeleri Fikret İbraimi ve Murat Pajazit ile Türk Bakan Hadi Neziri dışında Türkçe konuşacak kimseyi bulamamış olmam oldu. Osmanlı İmparatorluğu’nun hükümdarlığı altındaki halka dil konusunda baskı yapmamış olması İmparatorluğun yüzyıllarca ayakta kalmasını sağlamış oldu.
Türkiye ve Makedonya ile dünyanın diğer ülkelerinde yaşayan Türklerin örf ve adetlerinin halen devam etmekte olması, dilde birlik olmasa bile kültürel ve manevi birlikteliğin devam etmesini sağlaması açısından gelecek nesillere ışık tutuyor. Türklerin yaşadığı devletlerdeki hükümetler ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti nezdindeki girişimler yanında kültürel ve ekonomik entegrasyonun sağlanması için biz bireylere büyük görevler düşüyor.


Sessiz Azınlık


eçen hafta İstanbul Barosu CMK Servisi tarafından işitme engelli bir çocuğun davasında sanık müdafii olarak görevlendirildim. Meslek yaşamımda ilk kez işitme engelli birinin avukatlığını yapmanın heyecanın yaşadım. Müvekkilimin mahkeme ve benimle iletişimini İstanbul Adliyeleri nezdinde resmi bilirkişi ve yeminli tercüman görevi ile birlikte Türkiye İşitme Engelliler Spor Federasyonu İstanbul İşitme Engelliler İl Temsilcisi görevini sürdüren Serpil SADAK hanımefendi sağladı. Kendisi ile duruşma sonrasında işitme engellilerin problemlerini konuştuğumuz kısa sohbetimiz sonrasında, işitme engelli birinin müdafiliğini yapmanın verdiği heyecan şaşkınlığa; hayal kırıklığına dönüştü.
9 milyonluk Engelli nüfus içerisinde ülkemizde sayıları 3 milyona yaklaşan işitme engelliler kaldırım çıkamamak, ulaşım vasıtalarına binememek gibi görünen hiçbir engelleri olmadığından en az dikkat çeken engelli grubunu oluşturuyor.
3 Aralık, 1992 yılından beri Dünya Engelliler günü olarak kutlanıyor. Birleşmiş Milletler öncülüğündeki kutlamalarda her sene farklı bir konu üzerine odaklanılıyor. 2011 yılının teması “Hep birlikte daha iyi bir dünya için: Engellilerin de dâhil olacağı bir gelişim”
Gerek Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konsey’i gerekse Avrupa Birliği Uyum sürecindeki yasal düzenlemeler ile engelle aşılmaya çalışılıyor ise de Türkiye engellilerine, özellikle görünür engeli bulunmadığından derdini ifade edemeyen işitme engellilerine sahip çıkamıyor.
İşitme engellilerin sorunları bebeklikte başlıyor. İşitemeyen engelli haliyle konuşmayı da öğrenemiyor. Duymayı kolaylaştıran cihazları sosyal güvenlik kurumu vasıtası ile alıyor. Tasarruf tedbirleri engelli devleti ve aileleri kalitesiz işitme cihazı kullanımına itiyor. Kullanılamayan verimsiz cihazlar hal böyle olunca çekmeceleri işgal etmekten başka işe yaramıyor.
Büyük şehirler dışında işitme engelli okulları bulunmuyor. 8 yıllık ilköğretimden sonra işitme engellilere yönelik liseler bulunmadığından dolayı meslek liseleri dışında eğitimden yararlanamıyorlar. Görme engellilere tanınan katsayı avantajından işitme engelliler faydalanamıyorlar. Engelliler Anayasa’nın 42. maddesi ile güvence altına eğitim hakkından faydalanamıyorlar.
İletişim sıkıntısı yaşadıklarından kendi dünyaları dışında yaşayamıyorlar, gelişimlerini tamamlayamıyorlar, toplumsal değerleri bizimkilerden tamamen farklı. Günlük ifadelerimizi algılayamıyorlar. Görünen engelleri olmadığı halde işsizlik ordusunda en büyük engelli grubunu oluşturuyorlar. Ekonomik güçleri olmayınca suça sürüklenme ihtimalleri yükseliyor. Hal böyle olunca toplumsal düzen bozuluyor. Bu dava vasıtası ile tanışmış olduğum başka bir işitme engelliden, özürlü çalışma zorunluluğundan dolayı iş bulduğunu, maaşının her ay bankaya yattığını ama patronun kendisinin işe gelmemesini tembih ettiğini öğrenince bakakaldım. İşyerinde kabullenilememenin işsizlikten daha büyük bir ceza olduğu kanaatindeyim.
Bir kişinin özürlü olduğu için ayrımcılığa maruz kalması her bireyin doğuştan sahip olduğu insanlık onuru ve haysiyetinin ihlal edilmesinden başka bir şey değildir. Sırf kanunlardan kaynaklı zorunluluklardan dolayı engellilerin çalıştırılmamalıdır. Engellilerin büyük çoğunluğunun yoksulluk koşullarında yaşadığının altı çizildiğinde kamusal düzenin devamı açısından devlet dışında biz bireylere de büyük görev düşüyor. Bu görev onların engellerinin aşılmasında ağızlarına bal çalmak değil bal kovanını ellerine vererek üretime katılmalarını sağlamaktır.
Düzeltme : Geçen haftaki yazımızda 6251 sayılı Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanundan bahsetmiştik. Yürürlük tarihi adı geçen sözleşmenin 75/3 maddesinde göre “Bu Sözleşme 2. fıkranın hükümleri uyarınca, Sözleşme tarafından bağlı kılınma rızalarını açıklayan en az sekizi Avrupa Konseyi üyesi olan on Devlet tarafından imzalanmasından sonraki üç aylık süre sonunu takiben ayın ilk günü yürürlüğe girer” denildiği halde sehven Resmi Gazete’de yayım tarihinde yürürlüğe girecektir şeklinde yazılmıştır. Hatamı düzelttiklerinden dolayı, Değerli Meslektaşım, Yorulmak Bilmeyen Kadın Hakları Savunucu Av. Nazan Moroğlu’na teşekkürlerimi iletmek istiyorum.aliemredesat@gmail.com

21 Aralık 2012 Cuma

Haftanın Filmi (1) - Uçuş, Flight (2012 Film), Denzel Washington

Uzun bir aradan sonra sinema pehrizini, Denzel Washington (William "Whip" Whitaker rolünde) ile bozdum. Bahaneler hayatımın hatırı sayılır hobisini ihmal etmeme sebep olmuştu. İşlerimi erken bitince uzun zamandır büyüsünden uzak kaldığım beyaz perde ile hasret giderdim.

Denzel, filmlerinde sorumluluk sahibi, örnek alınacak insan karakterini sergiler, kötü örnek olmaz, en kritik yerinde verdiği kararlar ile filmin gidişatını değiştirir. Beklenti bu yönde olunca uyuşturucu bağımlısı ve alkol bağımlısı karakter ile hayat kırıklığına uğradım.
Filmin Konusu: Sansürlenmemiş başlangıç sahnesi ardından Whip kısa mesafe uçuşta kaptan pilotluk yaptığı uçağa biner. Fırtınanın arasından son sürat geçerek uçağı bulutlar üzerine çıkarır. Türbülans nedeniyle içki servisini durdurur ama iki şişeyi fondip etmeden duramaz. 20 dakikalık kestirmenin ardından uyanır derken uçak pike konumunda serbest düşüşe geçer. Deneyimli pilot maharetini gösterir ve uçağı 4 yolcu 2 mürettebat kaybıyla açık araziye ters olarak mucizevi şekilde indirmeyi başarır.

Whip hastanede gözünü açar, kaza soruşturma komisyonu yanında biter. Basın mensuplarının önünde konuşlandığı evinden uzakta rahmetli babasından kalma kır evine kendini atar. Kaza sonrasında hastanede tanıştığı eroin müptelası hatun ile romantik anlar geçirdikten sonra kendini kaybedecek kadar içer ve yere yığılır. 

Soruşturmadan bir gün önce aynı naneyi otelde de yer. Bir minibar dolusu içkiyi hiç eder. Soruşturma toplantısına 1 saat kala kokain vasıtasıyla ayılır ve kendisini soruşturma komisyonu önünde bulur. 

Komisyon toplantısında kendisine sorulan soruları hatasız yanıtlar. Zurnanın zırt dediği yerde, kazadan bir gece önce geceyi bir beraber geçirdiği hostesin de kanında alkollü olduğu gerçeği ile bir daha yüzleştirilir, uçakta bulunan alkol şişelerinin aynı zamanda bu kazada ölen bu hostese mi ait olduğu sorusuna dayanamaz, suçu hostesin üzerine atmaz; alkolik olduğunu, uçağı alkollü kullandığını, halen alkollü olduğunu itiraf eder.

Whip, eşinden boşanmış, oğlu tarafından reddedilen, alkolik, esrarkeş, sorumsuz ve daha sayamadığımız sayısız kötü karakter özelliklerini, adet bir gömleği çıkarır gibi çıkarıp suçunu itiraf edince tam tersi karaktere bürünür. Cezaevine düştüğü halde alkollü içki kullanmaktan ve ölüme sebebiyetten ceza almaz. Uçağı başarı ile indiren bir kahraman olduğu için sadece kamu güvenine karşı suç işlediği için 4 - 5 senelik bir ceza alarak ömür boyu hapis cezasından kurtulur. 

Filmin sonunda fazilet sayılacak davranışlarının karşılığı alır, oğlu ile barışır, cezaevindeki terapi grubuna katılır. Çevresindekilerin saygınlığını kazanır, cezaevinden çıkacağı güne kendisine yeni bir Whip olarak hazırlamaya koyulur. 

Eleştiri: Özellikle aksiyon türü filmlerden tanıdığım Denzel Washington, kendisi ile özdeşleştiremediğim Whip karakterini de başarı ile canlandırdı. Hep iyiyi sergileyecek değil ya kötü adamı da  başarı ile filmin sonunda örnek alınacak insana çevirmeyi başardı. 

Filmindeki diğer karakterler Whip yanında sönük kalıyorlar. Buna rağmen Whip'in avukatı rolündeki Don Cheadle, ki kendisini Hotel Rwanda filmindeki otel müdürü rolü ile kanıtladığını düşünüyorum, Whip'e karşı emin tavırları ile neredeyse Whip'i bastırıyordu. Bir an Whip'i alkolden kurtaracak diye düşünürken, Whip'in sorumsuz karakteri baskın çıkarak son son anda Don karakterini bastırmış oldu. 

Whip'in genç sevgilisi Nicole rolündeki Kelly Reilly benim için yeni bir karakter olmakla beraber eroin, esrar bağımlısı rolünü bayağı iyi canlandırmış. 

Puanlama: 10 üzerinden 7. - Uçak kazası, uçak kaçırma konuları Hollywood tarafından temcit pilavı gibi önümüze çıkarılıyor. Kaza sonrası kaptan pilotun psikolojik analizi orijinal bir konu. Soruşturma komisyonu sahnesi biraz kısa geçiştirilmiş. Whip'in cezaevine giriş sürecindeki iyi hali atlanarak doğrudan cezaevinde geçirdiği ilk bir yılın sonrasındaki bölüme geçiş çok hızlı. Eksikliklere rağmen izlemeye değer bir film. 
İyi eğlenceler. 










KIYAMET KOPMADI

21.12.2012, bekledik ama kıyamet kopmadı. Mayalar hata yaptı. Kimi havaların birden soğuyarak kışın gelmesini asıl kıyamet olarak görürken özellikle İstanbul'daki karın beklenen kadar çok etki göstermemesi kıyamet beklentilerimizi altüst etti. 
Çağlayan adliyesindeki duruşmaya gitmek için 08.30'da evden çıktım. Beklediğimin aksine 09:10 da adliyede çayımı içmeye başlamıştım. 
Esasen E-5'e yürüyerek inecek, oradan ilk vasıta ile Metrobüse ulaşacak, Zincirlikuyu'da inecek oradan şansım yaver giderse Avcılar Metrobüse binecektim. 
Metrobüs boştu, E-5 boştu, Köprü boştu, en önemlisi adliye boştu. 10:40 duruşmasına 11:45'te girdim. Duruşma çıkışı ofis yolunu tuttum. 
16:00 gibi kendimi eve attım. Cuma moduna girdim. 
Bugünden akılda kalan kıyametin kopmaması, kar kıyametinden de nasiplenememek oldu. 
Radyo 3'te çalan Vivaldi günün tesellisi oldu. 
Günün gafı Meteorolojinin raporuna rağmen kar yağışının perşembe günü yerine cuma günü olacağının iddia edilmesi oldu.
Hepinize iyi hafta sonları.